Zaman yolculuğu, bilim kurgu dünyasının hiç eskimeyen oyuncaklarından biri. Çünkü konu ne kadar fantastik olursa olsun merkezinde hep insan var. Pişmanlıklar, kaçırılmış fırsatlar, yanlış kararlar, kaybedilen insanlar ve ikinci şanslar... Zaman yolculuğu filmleri aslında makine ya da teknoloji hakkında değil, insanın kendi hayatıyla hesaplaşması hakkında. İşte yıllar geçse de değerini kaybetmeyen, her izleyişte yeni detaylar yakalayabileceğiniz beş unutulmaz zaman yolculuğu filmi.

Back to the Future (1985)

Zaman yolculuğu filmleri konuşulurken ilk durak genellikle Back to the Future olur. Çünkü bu film sadece türün klasikleri arasında değil, aynı zamanda popüler kültürün en önemli yapımlarından biri.

Hikâyenin merkezinde Marty McFly bulunuyor. Michael J. Fox'un canlandırdığı Marty sıradan bir lise öğrencisiyken, yakın arkadaşı olan çılgın mucit Dr. Emmett Brown sayesinde kendisini beklenmedik bir maceranın içinde buluyor. Christopher Lloyd'un unutulmaz şekilde hayat verdiği Doc Brown, bir DeLorean otomobili zaman makinesine dönüştürüyor ve işler tahmin edildiği gibi gitmiyor.

Marty yanlışlıkla 1955 yılına gidince kendi anne ve babasının tanışmasını engelliyor. Sorun şu ki eğer anne ve babası birbirine aşık olmazsa Marty hiç doğmamış olacak. Filmin en eğlenceli tarafı da burada başlıyor. Bir yandan geçmişi düzeltmeye çalışırken diğer yandan kendi varlığını kurtarmaya çalışan Marty, zaman yolculuğu filmlerinin en sevilen kahramanlarından birine dönüşüyor.

Bugün bile DeLorean denildiğinde insanların aklına ilk gelen şeyin bu film olması tesadüf değil.

Looper (2012)

Zaman yolculuğuna daha karanlık ve sert bir bakış açısıyla yaklaşan Looper, türün en yaratıcı filmlerinden biri.

Filmin başrolünde Joe karakteri bulunuyor. Genç Joe'yu Joseph Gordon-Levitt canlandırırken yaşlı Joe rolünde Bruce Willis karşımıza çıkıyor. Evet, yanlış okumadınız. İkisi de aynı karakter.

Filmin evreninde gelecekte işlenen suçlar için ilginç bir yöntem kullanılıyor. Mafya, ortadan kaldırmak istediği insanları geçmişe gönderiyor ve tetikçiler onları öldürüyor. Joe da bu tetikçilerden biri. Ancak bir gün öldürmesi gereken hedef karşısına çıktığında büyük bir sürprizle karşılaşıyor.

Çünkü hedef aslında gelecekteki kendisi.

Looper'ın en güçlü yanı aksiyonla birlikte ahlaki soruları da işlemesi. Kendi geleceğin karşında dursa ne yapardın? Onu kurtarmaya mı çalışırdın yoksa kaderini değiştirmek için ortadan mı kaldırırdın? Film tam olarak bu soruların peşinden gidiyor.

The Butterfly Effect (2004)

Bazı filmler vardır, izledikten sonra uzun süre aklınızdan çıkmaz. The Butterfly Effect bunlardan biri.

Ashton Kutcher'ın canlandırdığı Evan Treborn çocukluğundan beri garip hafıza kayıpları yaşamaktadır. Yıllar sonra eski günlüklerini okurken olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder. Geçmişteki anılarının içine geri dönebilmekte ve yaşanan olayları değiştirebilmektedir.

İlk başta kulağa harika geliyor değil mi?

Ama zaman yolculuğu hikâyelerinde işler nadiren güzel gider.

Evan geçmişte yaptığı küçük değişikliklerin gelecekte devasa sonuçlar doğurduğunu fark ediyor. Bir insanı kurtarmaya çalışırken başka birinin hayatını mahvediyor. Bir sorunu çözerken daha büyük bir felaket yaratıyor.

Film adını kaos teorisinin ünlü kelebek etkisi kavramından alıyor. Yani dünyanın bir köşesindeki küçücük bir değişiklik başka bir yerde büyük sonuçlar doğurabilir. The Butterfly Effect de tam olarak bunu anlatıyor.

About Time (2013)

Zaman yolculuğu filmlerinin çoğu paradokslar ve felaketlerle ilgilenirken About Time çok daha farklı bir yol seçiyor.

Filmin merkezinde Tim Lake karakteri bulunuyor. Domhnall Gleeson'un canlandırdığı Tim, 21 yaşına geldiğinde ailesindeki erkeklerin zamanda yolculuk yapabildiğini öğreniyor. Babası James Lake rolünde ise Bill Nighy yer alıyor.

Tim ilk başta bu gücü büyük işler için kullanmak yerine hayatını düzene sokmak için kullanmaya çalışıyor. Daha iyi konuşmalar yapmak, yanlış anlaşılmaları düzeltmek ve aşık olduğu Mary ile ilişkisini geliştirmek gibi.

Mary karakterini Rachel McAdams canlandırıyor ve film boyunca ortaya çıkan ilişki hikâyesi zaman yolculuğu temasından bile daha etkileyici hale geliyor.

About Time aslında bilim kurgu kisvesi altında anlatılan bir hayat hikâyesi. Film bize zamanı geri alabilsek bile hayatın değerinin kusursuz olmasında değil, yaşanmış olmasında saklı olduğunu anlatıyor. Bu yüzden birçok kişi için gelmiş geçmiş en duygusal zaman yolculuğu filmi olmayı başarıyor.

Interstellar (2014)

Teknik olarak tam bir zaman makinesi filmi olmasa da Interstellar zamanın göreceli yapısını en etkileyici şekilde kullanan yapımlardan biri.

Filmin merkezinde Cooper bulunuyor. Matthew McConaughey'nin canlandırdığı Cooper eski bir NASA pilotu ve insanlığın geleceğini kurtarabilecek bir görev için uzaya çıkıyor. Filmde ayrıca Anne Hathaway'in hayat verdiği Dr. Amelia Brand ve Jessica Chastain'in canlandırdığı Murph karakterleri hikâyenin en önemli parçaları arasında yer alıyor.

Interstellar'ın farkı, zaman yolculuğunu bilimsel teoriler üzerinden ele alması. Kara delikler, zaman genişlemesi ve görelilik kuramı sayesinde birkaç saatlik bir görev Dünya'da yıllara dönüşebiliyor.

Filmin en vurucu tarafı ise bilimsel kavramların ötesinde bir baba-kız hikâyesi anlatması. Cooper uzayda görev yaparken Dünya'da yıllar geçiyor ve izleyici zamanın insanlar üzerindeki etkisini çok farklı bir açıdan deneyimliyor.

Christopher Nolan'ın yönettiği film, bilim kurgu tarihinde özel bir yere sahip olmayı sonuna kadar hak ediyor.

Zaman yolculuğu filmlerini özel yapan şey sadece geçmişe ya da geleceğe gitmek değil. Asıl mesele insanların hayatlarını değiştirme isteği. Hepimizin dönüp düzeltmek istediği bir anı, yeniden yaşamak istediği bir günü ya da görmek istediği bir geleceği var.

Belki de bu yüzden zaman yolculuğu hikâyeleri onlarca yıldır popülerliğini kaybetmiyor. Çünkü aslında bu filmler zaman hakkında değil, insan olmak hakkında. Ve kabul edelim, hepimiz hayatımızın bir noktasında Marty McFly gibi geçmişe dönmek, Evan gibi hataları düzeltmek ya da Cooper gibi geleceğe bir göz atmak istemişizdir.